Topçekerler Sokağı

“Beyoğlu’nun arka sokakları” diyerek pazarlanan şey bu vidyoda gördüğünüz gibi… İstiklal Caddesi’nin bilinçaltı, artığı, caddenin gösteri alanına oranla burası yarı görünmezlik, yarı gösteri alanı. Herkesin herşey olabildiği bir yer.

Bir de burada kağıda, plastiğe çıkanlar var. Eğlence alanlarında dümdüz sınıf çelişkisi fotoğrafları veriyorlar her yürüyüşlerinde… Çoğunlukla geldikleri ya da gittikleri yerse Tarlabaşı.

Baudelaire “Kötülük Çiçeği”nde toplayıcılardan bahseder. Belki de ilk kez Baudelaire literatüre sokuyor toplayıcıları. “Kasendeki şarabından içeyim küçük toplayıcı” diyerek tarif etmeye çalıştığı toplayıcı, Baudelaire’in gözünde modernizmin çarkları arasında ezilmiş birey…

Ama derdimiz Paris’le değil, Beyoğlu’yla… Artık, sokaktaki haliyle 7-8 saatlik çalışma sonunda günlük 20-30 liralık bir varoluştan ibaret. Geri dönüşüm, kapitalizmin en vahşi yüzüyle karşımıza çıkıyor. Toplayıcıların çoğunun derdi belediye ile… Sokağa attığınız herhangi bir şey eğer değerliyse belediyenin malı ve belediye bu değerli atığı bir şirkete ihale ederek rantı paylaşıyor. Belediye bir şirket değil, bir kamu kurumu oysa ki… O nedenle belediyenin kazandığı paranın bize yol, su, elektrik olarak geri dönmesi gerekiyor. Ancak bu yol su ve elektriği, toplayıcıların mahallelerin çöplerinden toplayarak kazanmaya çalıştığı ekmeği keserek üretiyorsa ortada ciddi bir maraz var demektir.

Tüm bu çekimler ve röportajlar sonunda İstiklal Caddesi’ne çıkıp eve dönüyoruz. Birisi cadde üzerindeki çöpü yakmış, bir diğeri de fotoğrafını çekiyor, biz de ateşi ve ateşin fotoğrafını çekenin vidyosunu çekiyoruz. Oysa ki yanan çöp haddinden fazla simgesel… Siya Siyabend’in bir şarkısında dediği gibi sadece “dolunayda plastik kokusu bu babo!” Kokuyu genzine çekmek zorunda kalan bir İstiklal Caddesi sakini küfrediyor biz giderken…

8 nisan 2014

devrim, rüya, alper / artıkişler

alperTopçekerler Sokağı