Agir u Gowend Ateş ve Düğün The Fire and the Wedding

http://agirugowend.weebly.com

Link: Agir u Gowend Ateş ve Düğün The Fire and the Wedding

“Ateş ve Düğün” videoları, 1994 yılında Hakkâri’nin Kotranıs Köyü’nün devlet tarafından boşaltılması sonucu göç etmek zorunda kalan Kürt köylülerin, 90’ların sonunda Ankara’nın bir kıyı semti olan Türközü’ne yerleşip şehrin merkezindeki atık kâğıtları toplayarak geçimlerini sağlama ve kendi kimliklerini koruma mücadelesinin görsel kaydıdır.

2001-2013 yılları arasında geri dönüşümün karanlık tarafını, zorunlu göçü, Kürtlere yönelik ayrımcılığın birçok farklı boyutunun, sokağa attığımız ve bir daha geri dönüp bakmadığımız çöplerin ardında olduğu fark edildikçe, bu konuda farklı videolar ve metinler oluşturuldu. Bununla birlikte Kotranıslılar arasında bu on yıl içerisinde kendi yaşamlarını kaydeden ve kendi tanıklıklarını video ile ifade eden kişiler de oldu.

18 Mart – 21 Nisan 2012 tarihleri arasında Depo-İstanbul’da, 20 Ocak- 5 Şubat 2013 tarihlerinde Amed Sanat Galerisi’nde sergilenen “Ateş ve Düğün” videoları, bu ülkenin başkentinin çöplerinde 2001 yılından itibaren yaşananları, Türközü’ndeki Kürtlerin varoluş mücadelesinin izdüşümü ve hesabı olarak hepimizin ortak görsel tanıklığıyla ortaya çıkartıyor.

“Ateş ve Düğün” videoları üzerine

Ege Berensel

Antonio Negri bir söyleşisinde Kürtleri gemilere doldurup Türkiye’yi boşaltmak gerektiğini söylemişti. “Dünyanın üzerinde bir hayalet dolaşıyor, Marx bu hayaletin komünizm olduğunu haykırıyordu. Bugün ise dünya üzerindeki hayalet, göçlerdir ve göçmenler, İmparatorluğu istila eden 21’nci yüzyılın yeni barbarlarıdır. Ancak bu olumlu bir ‘barbarlıktır’. Göç hareketleri ulaştıkları yerlerde yeni bir faaliyet biçimi, sömürüye karşı yeni özgürlük alanları yaratıyorlar. İnsan cemaati de dolaşım yollarında kurulmuştur. Hareketlilik her zaman önemlidir. Sermayeye karşı en etkili eylemdir. Tarihin hiçbir döneminde şimdiki gibi bir göç hareketi oluşmadı. Emek gücünün hareket kabiliyeti ve göç hareketlerinin denetime alınamaması sistemin çöküşünü hızlandırıyor. Ulusal egemenlik sınırlarını delen ya da taşradan merkeze göç akımına karşı devletler, katı yasalar hazırlıyorlar, büyük bir operasyon yürütüyorlar. Ancak

hareketi durduramayacaklar. Oturup bu yeni istilacı ‘barbarların’ sonsuz yollarından yeni bir hayat tarzını nasıl oluşturacağımızı düşünmeliyiz” diyecekti.

Çokluğun kuruluşu öncelikle çokluğu sınırsız bir mekânda kuran bir uzamsal hareket olarak belirir. Metaların hareketliliği ve dolayısıyla emek gücü gibi özel bir metanın hareketliliği birikimin temel koşulu olarak doğduğu günden beri kapitalizmin sağladığı bir imkândır. Ne var ki, bireylerin, grupların ve kitlelerin bugün İmparatorlukta gördüğümüz türden bir hareketliliği tamamen kapitalist birikim yasasıyla açıklanamaz; bu hareket her adımında ölçü sınırlarını aşar ve parçalar. Çokluğun hareketleri yeni uzamlara şekil verir; yolculukları yeni yerleşim alanları kurar. Otonom hareket çokluğa yaraşır yeri belirleyen şeydir. Bedenlerin üretken akışları yeni ırmakları ve limanları tanımlarken, çokluk tarafından yeni bir coğrafya kurulur. Yeryüzü şehirleri birdenbire ortaklaşan insanlığın büyük hangarları ve dolaşımın lokomotifleri, geçici yerleşim yerleri ve yaşayan insanlığın kitlesel dağıtım ağları haline geliyor. Çokluk dolaşım yoluyla uzamı yeniden ele geçirir ve kendini aktif bir özne olarak kurar. Öznelliğin bu kurucu sürecinin nasıl işlediğine baktığımızda görürüz ki, yeni uzamlar olağandışı topolojiler, alttan alta hareketli ve kabına sığmaz rizomlar, kaderin yeni yollarınıgösteren coğrafi mitolojilerle açıklanır. Bu hareketler sıklıkla dehşetli acılar pahasına olur; ama bu hareketlerde ayrıca, etrafında yeni özgürlüklerin kurulduğu yeni uzamları tekrar ele geçirmedikçe tatmin olmayan bir özgürlük arzusu da vardır. Yollarının geçtiği
ve ulaştıkları her yerde bu hareketler yeni hayat ve ortak faaliyet biçimlerini belirler; bu hareketler her yerde zenginlik yaratır.

Azınlıkları “politik” olarak temsil etmedeki güçlükle, videoyu “estetik” temsilin aracı olarak kullanmadaki güçlüğün nedeni aynıdır: Akışların yersizyurtsuzlaşma özelliği [Lazzarato]. Siyasi olarak temsil edilmek için çok küçük olan azınlıklar çoğunluğa tıpkı anlatılamaz-olanın anlatılabilire bağlandığı gibi bağlanmaktadırlar. Çoğunluğun içinde anlatılamaz, hesabı tutulamaz olan şey tam da çoğunluğu çözüp dağıtacak olan şeydir.

“Ateş ve Düğün” videolarında video kamera, elden ele dolaşır, ta ki çeken kişinin-videocunun öznel bakış açısının yok olduğu noktaya kadar… Bazen kamera kâğıt toplayıcılarının ellerindedir – ardiyelerin arasında, teneke kulübelerin gizli noktalarında gezinir, üretim aygıtının ortaklaşması, videocuyu “bir velinimet ve ideolojik hami” konumundan kurtarır. Bunu artık ezilenlerin, dışarıda kalanların adına söz söylemek- onların sesi olmak için değil, pratiğini ezilenlerin safına yerleştirmek niyetiyle yapar. Videocu ve kâğıt toplayıcı, görüntü toplamak ve kâğıt toplamak eylemleri ikili kapmalarla birbirlerini dönüştürür, birbirlerinin yerine geçer. Kitle iletişim araçlarının, televizyonların, ana medyanın sansürlediği şey öznel bakış açılarının arasındaki ilişkilerin karmaşıklığıdır. Tek başına kalmış bir kanaat rahatsız etmez. Öznel bakış açıları arasındaki karmaşık ilişkiler ise insanları ve toplulukları ulusal kimliklerin ötesinde etkilemektedir. Tek bir kişiyle de, hayalî bir çoğunluğun kimliğiyle de tanımlanamayacak kolektif bir bedeni tasvir etmektedir. Birbirinden farklı zaman mekân bloklarını, farklı öznel bakış açılarının kolektif çokluğunu ifade eden bu video belgeler, görsel-işitsel sekanslar montajlanmayı sergi mekânındaki izleyiciye bırakır.Eğer, gerçek politikayı klasik yaklaşımın öğrettiği şekilde, ontolojide arayacaksak, şu halde videonun politikası da aynı şekilde kendi ontolojisi içinde aranmalıdır.

Video imaj, gerçekliğin bir temsilinden çok, görsel hafıza, eylemin bir etkeni olarak tartışılmalıdır.

alperAgir u Gowend Ateş ve Düğün The Fire and the Wedding